Ecen Sigorta
22 Eylül 2018 Cumartesi
Anasayfa > Yazarlar > S. Tolga AKINER > Bisiklet Festivali’nin ardından…
S. Tolga AKINER

Bisiklet Festivali’nin ardından…

14.09.2018 09:32 12 14 16 18 yazdır
Yazar : S. Tolga AKINER


 

TOLGA AKINER

Bartın Belediyesi tarafından, Bartın Pedaldaşlar Bisiklet Kulübü Derneği’nin desteği ve Accell Bisiklet’in ana sponsorluğunda bu yıl 5. Kez düzenlenen “Bartın Bisiklet Festivali” yoğun bir katılıma sahne olarak tamamlanırken, ardında kurulan yeni dostluklar, bisiklet kullanımının özendirilmesine yönelik katkısı ve hiç şüphesiz ki ilimizin doğal güzelliklerinin tanıtılmasına yaptığı katkıyı da bıraktı.

Ana sponsor Accell Bisiklet AŞ Halkla İlişkiler Müdürü Muhlis Dilmaç da, bir internet sitesinde kaleme aldığı yazıda ilimizden ve Festivalden övgü ile bahsedip, gördüğü doğa harikalarına olan hayranlığını dile getirirken bir de ters bakış yapıp, aslında kimsenin görmek istemediği ancak şahit olunan çirkinliklere değinmiş.

Dilmaç’ın kaleme aldığı yazıdaki olumsuzluklar aslında biz Bartınlıların neredeyse her gün şahit olduğumuz, ancak bireysel olarak bir türlü çözüme kavuşturamadığımız sorunlar. Yazısında ilimize olan hayranlığını dile getiren Dilmaç’ın sanki bir Bartın sevdalısıymış gibi üzülerek de olsa dile getirdiği olumsuzlukları onun kaleminden sizlerle paylaşmanın doğru olacağı düşüncesiyle, ilimiz ve 5. Bartın Bisiklet Festivali’ne ilişkin “En kötüsü” adını taşıyan değerlendirme yazısını olduğu gibi sizlerle paylaşıyorum:



 

EN KÖTÜSÜ

 

5. Bartın Bisiklet Festivali için “Mükemmel” kelimesi dışında bir tanımlama olamaz. hep “en güzeli”nden bahsedilir.  Bu sefer bir değişiklik yapalım “en kötüsü” olsun konumuz. Aslında “en kötüsü” hepimizin sorunu.

Bartın; “Parmağını soksan toprağa, bir sen çıkarsın senden fazla”. Geçen yıl Küre dağlarındaki bisiklet turumuzun manzaraları çok farklı güzeldi.  Sabaha kadar yanan ateşin etrafındaki sohbetin, yenilenin, içilenin tadı bir başkaydı.

“Bir çift yaprakmış dalında yumuşacık, / Tutmuşum tutmuşum ellerinden senin; / Düşmüşüz yavaşça bir sâkin derenin / İçindeymişik, yeşilmişik, sazmışık / Balıklar gibiymiş, sessiz ve karanlık, / Yüzermiş saçların, yüzermiş nefesin; / Susarmışız öyle, bir sâkin derenin / İçindeymişik, yeşilmişik, sazmışık”

Can Yücel in bu şiiri aklıma geldi birden.  Bu kadar doğanın içinde olmak çok güzel geldi.

Bu sene de sıra hem denizin kenarında, hem de doğanın içinde pedallamaktı. Accell Bisiklet-Carraro’nun ve Bartın Belediyesinin sponsorluğu, Bartın Pedaldaşlar Bisiklet Kulübü Derneğinin organizasyonuyla 30 Ağustos-2 Eylül tarihleri arasında yapılan 5. Bartın Bisiklet Festivaline yaklaşık 200 kişi katıldı.

İnkum’da kamp kuran bisikletçiler farklı bir hava yarattılar. Mahalle sakinleriyle daha tanışmaya fırsat bulamayan katılımcılar, korkulu rüyaları hacıyatmaz dikeniyle tanıştılar. Sabah yola koyulan bisikletçiler Bartın’da Gazhane de buluşup 30 Ağustos bayramını da kutladılar. Bartın Valisi Sn. Nusret Dirim, Bartın Milletvekili. Sn. Aysu Bankoğlu, Bartın Belediye Başkanı Sn. Cemal Akın, Jandarma Komutanı J. Kd. Alb Yavuz Selim Kapancı, İl Emniyet Müdürü Ogün Vural, Bartın Üniversite Rektörü Orhan Uzun ve Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Ali Özdemir bisikletçilerle sohbet ettiler. Ardından hareket eden bisikletçiler şehir turuna başladılar.

11 yaşındaki en küçük katılımcı Cihat Koç’u kendinden büyük bisikletiyle görenler hayretler içerisinde kaldılar.

Bartın esnafının ve şehrin sakinlerinin şaşkın bakışları arasından caddelerinde süzülen grup günün ilgi odağı oldu.

Bartın’ın ortasındaki akarsu, M.Ö.’ki yıllarda Parthenios adı ile anılan ve kente adını veren “Bartın Irmağı” Gazhane Burnu’nda birleşen Kocaçay ve Kocanaz Çayının oluşturduğu ırmak, 15 Km. akarak Boğaz mevkiinde Karadeniz’le buluşuyor.Bu ırmağın ve ırmağı besleyen diğer suların geçtikleri her yer alabildiğine yeşilmişik.  Dallar dökülen meyvelerle, toprak sebzelerle, otlaklar hayvanlarla dolu. Hatta sık ağaçlıklı olan yerlerde domuz hırıltılarını bile duyarsınız.  Evlerin önüne serilen fındıklar kurumaya bırakılmış, etrafında oturan köy sakinlerinin sohbeti halen devam ediyordur büyük ihtimal. 180 bisikletçi de bu konunun içindedir mutlaka.

İnkumu denize 1km paralel, arkasında dik dağlarla çevrilmiş olan harika bir sayfiye yeri. Denizi dalgalıydı kaldığımız sürede. Karadeniz dalgalı olunca hep tehlikeli olmuştur. Zaten sahilinde kırmızı bayrakta asılıydı… Yolu çok dar ve trafiği de oldukça yoğun. Küçük otellerin, pansiyonların ve hatta çadır kurulabilecek alanlarının olması esnafının yüzünü güldürüyor.

Daha sonra Mugada ve Hatipler plajına çevrilen pedallar, zorlu rampaları çıktılar bazen de çıktıkları kadar da indiler. İnişler hep güldürdü yüzleri.

Papatya tur programı olunca (sabit kamp alanı) kamp alanına dönüşte, duştan sonra yenilen yemeklerdeki sohbetin tadı da bir başka oluyor. Gecenin karanlığında söylenen müziğe eşlik etmek geceye noktasını koyuyor.

Gün doğuyor, kahvaltı sonrası Amasra’ya gitmek için yola çıkıldığında İnkumu gidiş yolunu kapatan bisikletçiler “trafikte biz de varız” diyorlardı. Yine rotamızdaki çıkışlar ve inişler bazen terletti bazen de serinletti. Amasra’yı gördüğümüzde manzarasına hayran kaldık. Hızla inip limana vardığımızda kendimizi denizin yeşil sularına bıraktık. Amasra’yı görmeli ve gezmeli insan.  Hatta bir balıkçı lokantasında taze tutulmuş mevsim balığını da yemeli.

4 gün boyunca 175 kilometrelik parkurlarda sıcak demeden, yokuş demeden birlikte pedallayan bisikletçiler fırsat buldukça da güneşin ve biraz da denizin tadını çıkardılar.

Küçük bir tavsiye, çıkışı inişi çok olan bölgelerde elektrikli bisiklet kullanmanızı tavsiye ederim. Kullandığım Carraro elektrikli bisikletle diğerleri gibi ne yoruldum ne de onlar kadar terledim.

Bisiklet festivalleri, o yöreyi ve insanlarını tanımak için büyük fırsat.  Çadır kurmak, doğanın içinde pedallamak, yöresel yemeklerini yemek çok farklı bir duygu.  Zor tarafı bu tarz işler genellikle bir kişinin üstüne yıkılmasıdır…

Emeği geçenlere teşekkürler hem de çok teşekkürler.

Gidip görülen yerlerin hep “en güzeli”nden bahsedilir.  Bu sefer bir değişiklik yapalım “en kötüsü” olsun konumuz. Aslında “en kötüsü” hepimizin sorunu.

Kısacası;

En kötüsü, yol kenarlarına atılan pet şişeler ve naylon torbalar,

En kötüsü, plajlara atılan izmaritler, pet şişeler ve naylon torbalar,

En kötüsü, cam şişe kırıkları,

En kötüsü, bisiklet grubunu geçmek için delice araç kullananlar,

En kötüsü, arkadan geleni görmeden kapıyı açan araç sürücüleri,

En kötüsü, birçok plaja kurulacak olan termik santraller.”

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.